Yahudiler

Varlıkları MÖ. 4. yüzyıla kadar uzanan Yahudiler için Anadolu toprakları her zaman bir yaşam alanı olmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu topraklar üzerindeki hâkimiyeti, Yahudilerin Türkleri kurtarıcı olarak karşıladığı yeni bir süreci başlatmıştır.

1300’lü yıllarda Bizans yönetimi altında zor durumda bulunan; Macaristan ve Fransa’dan kovulan Askenazi ile Karay Yahudileri, Osmanlı topraklarına sığınmışlardı. 15. yüzyıl başında Sicilya’yı terk edenler de kabul edilmiş, zaman içinde Arabistan, Suriye, Fransa, Almanya ve İspanya gibi ülkelerden pek çok Yahudi Bursa’ya gelmişti. Murad Hüdavendigâr Edirne’yi zapt ettikten sonra, Türkçe bilen Bursalı Yahudileri Türkçe öğretmeleri için Edirne’ye yollamıştı.

İbrani yazarların dini konularda yazılmış eserlerinin içinde Osmanlı tarihi, kanunları, toplumsal yapısı, ekonomik yapısı ve kendilerinin bu yapı içindeki yerlerine ilişkin faydalı bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan birinde şu kayıtlar vardır: “Saltanatının (Sultan Osman) sonlarına doğru, oğlu, veliahdı Orhan Bey, Bursa’ya karşı harp açmış ve adı geçen şehir, kuvvetli kalelerine ve istihkâmlarına rağmen, uzun müddet dayanamayarak 5086 senesinin Âb ayının sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir. Bu büyük zafer üzerine, Osmanlılar ilk defa Yahudiler ile temasa geçmişlerdir. Şehrin fethinden sonra Bursa’daki Rumlar şehirde kalmak istememişler, Yahudiler tam tersine orada kaldıkları gibi komşu şehirlerdeki dindaşlarını davet etmişler ve Bursa’da “Yahudi Mahallesi” adında bir mahalle kurmuşlardır. Verilen bir ferman sayesinde burada inşa edilen mabetleri mimari bakımdan Müslümanların camilerine benzer.

Yahudiler, hiçbir şarta bağlı kalmaksızın her tarafta ticari faaliyet yapabilirler; şehirlerde, köylerde arazi, ev ve sair satın alabilirlerdi. Fakat hükümete [yetişkin erkekler] “haraç” vermek mecburiyetindeydiler. Yıllık olarak fakir 20 akçe, orta halli 30 akçe, zengin 40 akçe verirdi [o sırada 1 ekmek 1 akçe idi]. Cizye, cemaat başları tarafından toplanırdı. Zenginler çoğunlukla fakirlerin haraçlarını verirdi. Vergisini yatıranlar, tahsilatında ve hesaplarında doğruluk ile hareket ettiklerine dair Tevrat üzerine yemin ederlerdi.”

 

İspanya’dan Göç Eden Yahudiler  

İspanya sınırlarında, Endülüs Müslümanları ile güven içinde yaşayan Yahudi toplumu, ülkenin Hıristiyan egemenliği altına girmesi ile büyük sıkıntılar yaşamaya başlamıştı. İspanya Kralı Aragon’lu Ferdinand ile Kraliçe Kastilya’lı İzabella’nın, krallık sınırları içinde yaşamakta olan her yaştaki Yahudi’nin Katoliklik olmasını emreden “Kovma Fermanı”nı imzalaması (31 Mart 1492) ise büyük bir göç hareketini başlattı.

Atalarının inançlarını, geleneklerini ve kendi onurlarını feda etmektense evlerine, mallarına, ölülerine veda etmeyi yeğleyen çoğu Yahudi, bir gün tekrar döneceği umudu ile evinin anahtarlarını beraberinde götürerek, kaçıp sığınacakları bir yer arayışı içine girdi. Ancak neredeyse hiçbir ülke bu göçmenleri topraklarına kabul etmeye yanaşmadı.

Göçmenlerin bir kısmı komşu ülkeler olan Portekiz (1496) ve Navar Krallığı’na (1498) sığındı. Bazıları ise Berberiler’in yaşadığı Kuzey Afrika sahillerine geçti, ancak pek çoğu şehre giremediği için aç-susuz bir şekilde burada öldü.

Sultan II. Bayezid ise aniden yersiz, yurtsuz ve vatansız kalmış bu göçmenleri ülkesine davet ederek, onlara kucak açtı. Gönderdiği fermanda; “….Yahudi göçmenleri geri çevirmek şöyle dursun hiçbir zorluk çıkarılmamasını, tam bir içtenlikle karşılanmalarını, aksine hareket ederek göçmenlere kötü davrananların veya en ufak bir zarara sebebiyet vereceklerin cezalandırılacağını…” vurguladı. Ayrıca, kadırgalar göndererek İspanya’yı terk etmelerine yardımcı oldu. Bu süreçte yaklaşık 125.000 Yahudi (Sefarad) İspanya’dan göç etti. İlk Yahudi cemaatleri İstanbul, Edirne ve Selanik’te örgütlendi. Ayrıca İzmir, Manisa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa, Manastır ve Bursa’ya yerleşenler oldu.